Hayata Notlar / Kanaat / Ağustos 2020

Kanaat kalptedir, kalbi zengin olanın eli de zengin olur. 

Sözlük anlamı “payına razı olma” olan kanaatin terim anlamı, “kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddî imkânlarla iktifa edip başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması” şeklinde açıklanmaktadır. İmam Gazali: “Mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle kazanılan, ahlâkî bir erdem” olarak değerlendirmektedir kanaati.(İslam Ansiklopedisi)

Kanaat, çalıştıktan sonra kısmetine düşen hisseye razı olmaktır; çalışmayıp azla yetinmek kanaat değil miskinliktir. 

Kanaatin zıddı hırstır. Çalışmalarının neticelerini kanaat, rıza ve memnuniyetle karşılayan insanlar, rızk taksimatından hisselerine düşenle yetinir, iktisat ederek harama girmekten ve başkalarına karşı zillete düşmekten kurtulurlar.

Birçok ayette kanaatkârlığın önemi üzerinde durulmuş, dünyaya ve mala karşı aşırı düşkünlük yerilmiştir. Nahl suresindeki (16/97), erkek olsun kadın olsun her mümine yapacağı iyi ve yararlı işler için vaat edilen mutluluğu anlatan “güzel hayat” tabiri kanaatkârlıkla yorumlanmıştır. Hadislerde de Hz. Peygamber’in kanaatkârlığı bir iffet, tok gözlülük ve gönül zenginliği olarak değerlendirdiği İslâm’la hidayete kavuşup yeterli miktarda rızka sahip olan ve buna kanaat eden kişiyi övgüyle andığı “Asıl zenginlik mal çokluğu değil gönül zenginliğidir” dediği; kanaatkârlığı şükrün en ileri derecesi saydığı bildirilmektedir.

Bazı kaynaklarda hadis olarak geçen “Kanaat tükenmeyen bir hazinedir” ifadesi İslâm ahlâk kültüründe kanaatin en güzel ifadelerinden biri olarak yer alır. Ahlâk ve tasavvuf kaynaklarında kanaatkârlığın öncelikle ruhî bir erdem şeklinde ele alındığı görülür.


İbn Hibbân, “Kanaat kalptedir; kalbi zengin olanın eli de zengin olur, kalbi yoksul olanın mal zenginliği kendisine fayda sağlamaz” der.


Buraya kadar her şey çok güzel, şimdi dönüp kendi hayatlarımıza bir bakalım. Evlilik yaşı büyüdü diye şikâyet eden bizler, gençlere sebebini sorduğumuzda genelde aynı cevabı alıyoruz “Evlenecek maddi imkânım yok.” Neden? Çünkü bu ayetler, hadisler maalesef sadece okuyalım, bilelim diye var. Hayata geçirelim diye değil! Sizce?...

Artık genç kızlar erken yaşlarda başlıyor giyeceği gelinliğin modelini seçmeye, gideceği kuaförü, yaptıracağı makyaj stilini, oturacağı lüks evin semtini bile belirliyor, başlıyor beyaz atlı prensini beklemeye. Kendisi için belirlediği standartların altında olanı hiç düşünmeden geri çeviriyor, onlar adaylar arasına bile giremiyor.

Onlarca nimetin içinde yaşarken var olana değil olmayana odaklanmak gerçekten beceri ister ve biz becerikli(!) insanlarız! Elimizdeki ve hayatımızdaki nimetleri saymakla bitiremeyiz. Çoğu zaman alışkanlıklarımızın da etkisiyle nimeti nimet bilmekten aciz kalıyoruz. Bunun için kişinin hayata ve sahip olduklarına tefekkür gözlüğüyle bakması gerekiyor. Minimalistlerin başlattığı “100 eşyayla yaşam” felsefesi bizlere ne kadar çok eşyaya sahip olduğumuzu anlatmaya yetiyor.  Almak için yaşıyoruz, çalışıyoruz, emek ve vakit harcıyoruz daha da fenası aldıklarımızın kölesi oluyoruz. Evleneli yıllar yıllar olmuş bir hanımla sohbet ederken hâlâ anne evinden gelen yatak ve yorganların durduğundan bahsetti, “e kullanıyorsun demek ki” dedim, aldığım cevap “yok hiç kullanmadım ama lazım olur diye veremiyorum”. Her yıl onların bakımından temizliğinden, evde kapladığı yerden/eşyadan bunalmış arkadaşıma tek diyebildiğim “Onlara muhtaç o kadar çok insan var ki, keşke verebilseydin.” oldu. İşte bu şekilde eşya bize hizmet edeceğine biz ona hizmet ediyoruz.

Bediüzzaman Said Nursi'nin şu sözleri müsrif miyiz, kanaatkâr mı sorusunun cevabını almak için basit bir test sorusu gibi:

 "Hangi müsrifle görüşsen, şekvalar (şikâyet) işiteceksin. Ne kadar zengin olsa da yine dili şekva edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen, şükür işiteceksin." Belki sizler de hayatınızda tecrübe etmişsinizdir; dünyalık hiçbir şeye sahip olmadığı halde hatta muhtaç olup da yardım için gittiğiniz birinden şükür kelamları işitip kendi hayatınızı irdelediğiniz anlar olmuştur. Her istediğine sahip olan insanların dilinden duymadığınız şükrü o insanların dilinden duymak hayret edilecek bir hadise değildir. Çünkü asıl zenginlik kanaattir. İhtiyacından fazlasını istemeyen insan gerçek zengindir.